HomePanorama“Bizler Muhsin Ertuğrul’un aydınlattığı yolda ilerliyoruz”

“Bizler Muhsin Ertuğrul’un aydınlattığı yolda ilerliyoruz”

Türkiye’nin uzun soluklu tiyatro ödülü Afife Tiyatro Ödülleri, 25 Nisan 2016’da Haliç Kongre Merkezi’nde yapılan bir törenle 20. yaşını  kutladı. 11 ayrı kategoride verilen Afife Tiyatro Ödülleri’nde Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü bu yıl, Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Tiyatro Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Dikmen Gürün’e verildi. Gürün ile tiyatro yaşamından, tiyatro eleştirisine ve Türkiye’de tiyatronun durumuna kadar geniş bir alanda röportaj gerçekleştirdik.

Tiyatro eğitimini Amerika’da almanızdaki en büyük etken neydi?

Türkiye’de tiyatro alanında akademik eğitim veren ilk üniversite Ankara Üniversitesi’dir. Tiyatro Kürsüsü, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi (D.T.C.F.) bünyesinde 1964 yılında kuruldu. Ben Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni 1961’de bitirdim ve ertesi yıl Amerika’ya gittim. Çünkü tiyatro bilimi okumak istiyordum. Yüksek lisans için de yine Amerika’yı tercih ettim. Sıra doktora yapmaya gelince,  kendi tiyatromuz üstüne odaklanmam gerektiğini düşünerek  D.T.C.F. Tiyatro Kürsüsü’ne girdim. Başta tez danışmanım Prof. Dr. Sevda Şener olmak üzere, çok değerli hocalarla çalıştım.

Amerika’nın yanında Türkiye’de de tiyatro eğitimi aldınız. Tiyatro hakkında  iki ülkeyi karşılaştırmak gerekirse neler söylersiniz?

İki ülke arasında tiyatroya yönelik bir kıyaslama yapmak ne kadar doğru olur bilemiyorum. Ama şu bir gerçek ki, kısıtlanan özgürlüklerden, uygulanan baskıcı yöntemlerden tutun parasal ve mekansal yetersizliklere kadar pek çok hayati sorunla   mücadele etmek durumunda kalınıyor bu sularda. Kuşkusuz Amerika’da her şeyin “güllük gülistanlık”  olduğunu söyleyemeyiz; ama oralarda akışın belli bir kurgu içinde sağlandığını göz ardı edemeyiz. Türkiye’de ise tiyatro sürekli bir takım engelleri aşmak ve her şeyi yoktan var etmek durumunda. Ama şu gerçeği de görmek gerekir; tiyatro dünyamızdaki dinamik yapılanmalar ve ödün vermeyen duruşlarla söz konusu engeller bir biçimde aşılıyor.

Türkiye’de tiyatronun geleceği hakkında neler düşünüyorsunuz?

Tiyatro giderek daralan bir boğazdan geçiyor. Siyasi iktidarların tiyatro ile barışık olduğu ve onun eleştirel yapısını, özgürlükçü karakterini özümsediği noktada geleceğe dair olumlu beklentiler içine girebiliriz. Bir yanda oyunlar yasaklanırken, ödenekli kurumlarda sanatçılar sorgusuz sualsiz işten atılırken, tiyatro mekanları; mesela Kenter Tiyatrosu gibi, AKM gibi, Taksim Sahnesi gibi- daha başka örnekler de verebilirim- kaderlerine terk edilirken ya da yıkılırken, özel tiyatrolara verilen devlet destekleri ‘Demokles’in kılıcı’ gibi toplulukların tepesinde bir tehdit unsuru olarak sallanıyor haldeyken, geleceğe umutla bakmak kolay olmasa gerek. Ama, ben, her şeye karşın, yine de umutsuz değilim. Çünkü biliyorum ki tiyatroya gönül verenler azimle ve dirençle sürdürdükleri mücadelede üstünlüğü sağlayacaklar. Evet, dinamik bir tiyatrocu ve seyirci kuşağı inatla buluşmayı sürdürüyor. Sürdürecek.     

2014 yılında verdiğiniz bir röportajda “TÜSAK’ı tiyatromuzun, özellikle ödenekli tiyatrolarımızın geleceği için çok tehlikeli görüyorum.” demişsiniz. Bu konu hakkında bugün neler söyleyebilirsiniz?

TÜSAK (Türkiye Sanat Kurumu)  siyasi iktidarların kültür ve sanat üstüne uyguladığı baskı mekanizmasını daha da güçlendirmeyi hedefleyen bir yapılanma önerisidir kanımca. Britanya’nın ‘Arts Council’ (ACB) oluşumundan esinlendiği ileri sürülen; ama öyle bir özerk yapıya asla sahip olmayan, olmayı düşünmeyen bir tasarı. Aslında, eldeki mevcut sistemi iyileştirmeye çalışmadan, sorunları-soruları ortak bir platformda tartışmaya açmadan her şeyi yıkıp, alelacele bir ‘kopyala-yapıştır’ olayına yönelmek son derecede sakıncalı ve sakat. Var olanı, şu ya da bu nedenle, kökünden söküp atmak ve tamamen siyasi iktidarların gölgesinde bir flora oluşturmaya çalışmak kültür ve sanat dünyasını bilinçli olarak kendi içinde eritme hamlesidir.

Türkiye’deki birçok oyun, sinema filmi vb. sansürleniyor. Bunu bir eleştirmen gözüyle nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye düşünce özgürlüğü alanında notu kırık bir ülke. Victor Hugo, “düşüncenin gümrük memurlarından” söz eder düşünce özgürlüğünün denetlenemeyeceğini söylerken. Ama nedense hemen her dönemde bunu yapabileceklerini düşünür iktidar odakları. Haldun Taner ustamızın dediği gibi kendilerince statükonun bekçiliğine soyunurlar. Bunu baskıyla, sansürle yaparlar ya da yapabileceklerini sanırlar. Bir yanda ilkokullardan başlayarak eğitim alanında giderek tırmanan zafiyetin, öte yanda toplumsal anlamda yaşanan çöküntülerin tiyatro alanında bu sonuçları doğurması kaçınılmazdır.

Bu sansürler çocuk tiyatrosunda kontrol mekanizması olarak kullanılabilir mi?

Sansürün çocuk tiyatrosuna sızması çocuk kültüründe ve yapılanmasında yaratıcılığı kaçınılmaz olarak yok edecektir. Onların dünyaya bakışlarını tek yönlü kılacaktır. Çocuk tiyatrosunu her yönüyle çok hassas ve üzerinde önemle durulması, ciddiye alınması, yaratıcılığı desteklemesi gereken bir alan olarak görüyorum.

İKSV, 2014 yılında ilk defa kurum içinden birine ödül verdi ve sizi Onur Ödülü’ne layık gördü. Bir ilk olmanın duygusu nasıldı?

İKSV’nin Tiyatro Festivali Onur Ödülü gibi değerli bir ödülü ilk kez kurum içinden birine vermesi ve o kişinin de ben olmam elbette ki müthiş bir duyguydu.  Şaşırdım, sevindim ve kendimle gurur duydum. Çalışmalarımın böylesi bir zarafetle  ödüllendirilmesi ne güzel bir şey…

Onur ödülüne layık görülmenizde genç tiyatroculara her zaman destek vermenizin etkisi var mıdır?

Genç Tiyatro hareketinin tetikleyici güçlerinden biri belki de birincisidir Tiyatro Festivali. Ama, aldığım bu anlamlı ödülde genç tiyatroları, yeni arayışları ısrarla desteklememizin yanı sıra, hayata geçirdiğimiz pek çok projenin payı da büyüktür. Tiyatro Festivali’nin direktörü olarak çalıştığım 20 yıl boyunca sıradanlığa prim vermedim ve seyircimizi, sanatçımızı en iyilerle buluşturmaya gayret ederek çıtayı yükseklerde tutmaya gayret ettim. O nedenle de, Tiyatro Festivali her zaman dünya tiyatrosundan seçkin örnekler, seçkin isimler sundu. Yerli topluluklarımızla proje temelli çalışmalar gerçekleştirildi. Bu çalışmalar ilk kez festivalde perde açtı ve bazıları yurt dışında önemli festivallerde seyirciyle buluştular. Ortak yapımlar Tiyatro Festivali’nin ısrarla üzerinde durduğu bir alandı. Bu şekilde yine belli başlı uluslararası festivallerle ve topluluklarla işbirliğine gidildi. Workshoplarla, konferans ve seminerlerle eğitim programları üzerine de odaklandık. Özetlemek gerekirse, bu tür planlı çalışmalar Tiyatro Festivali’ne ivme kazandırdı. Tabii, bütün bu yapılanların, hayli yüksek oranlarda devlet desteği alan dünya festivallerinin aksine, kısıtlı maddi olanaklarla hayata geçirildiğini de ayrıca not etmek gerekir. Bu anlamda sponsorlarımızın hakkını ödeyemeyiz.

Daha çok genci tiyatroyla tanıştırmak ve maddi olanağı olmayan gençleri de tiyatroyla buluşturmak için yaptığınız bir girişim var mı?

Tiyatro Festivali’nin seyircisi genelde genç bir seyirci. Yıllardır yapılan anketlerin sonuçları bu yönde. Öte yandan, maddi olanakları kısıtlı gençlere elimizden geldiğince festivalde çalışma olanakları sağlıyorduk. Halen de uygulanan bir sistem bu. Yapılan başvurular arasından seçilen gençler sanatçı asistanlığından, teknik asistanlığa kadar çeşitli görevler üstleniyor ve bu şekilde oyunları izleme fırsatı yakalıyorlar. Tabii ki emeklerinin karşılığını da alıyorlar. Bir çeşit staj da diyebiliriz buna. Şunu da hemen eklemek isterim;  bu sistem içinde, yurt dışındaki tiyatrolara ve üniversitelere staj için, burslu okumak için yönlendirdiğimiz öğrencilerin sayısı da az değildir.

Genç toplulukları nasıl buluyorsunuz?

Genç topluluklardan çok umutluyum. Çizgisini oturtmuş, duruşu sağlam ve dinamik pek çok genç topluluk var. Elimden geldiğince izliyorum ve tiyatro dünyamıza farklı bir boyut kattıklarını görüyorum.

Kadir Has Üniversitesi Tiyatro Bölümü öğrencileri için neler söyleyebilirsiniz?

Tabii ki güzel şeyler söyleyebilirim. Zaten Tiyatro Bölümü’nün Türkiye’nin en iyi beş tiyatro okulundan biri seçilmesi ne kadar büyük bir başarı. Bu da sanırım bölüm hocaları ve öğrenciler arasındaki sağlam diyalogdan kaynaklanıyor. Başarılı gençler ve başarılı üretimler bu şekilde çıkıyor ortaya kuşkusuz…


Afife Tiyatro Ödülleri

Tiyatro, her yönüyle bir yaratıcılık, bilgilenme, aydınlanma ve düşünme süreci olarak yaşamlarımızın ayrılmaz bir parçası. Tüm sanat ödülleri gibi, tiyatro adına verilen ödüller de toplumu oluşturan bireyleri yeni yaratılar, yeni hedefler,  yeni çalışmalar  için yüreklendiriyor. Bu ödüllerden biri de Afife Tiyatro Ödülleri… 1997 yılında, Haldun Dormen’in önerisiyle ve onun sanat danışmanlığında hayata geçen Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri, 2016’da, 20. yaşını kutluyor.

Nisan 1919’da, dönemin koşullarına rağmen Hüseyin Suat Bey’in “Yamalar” adlı  oyunuyla  sahneye çıkma cesaretini gösteren ilk Müslüman Türk kadınıdır Afife Jale. Tiyatro, her dönemde özgürlükler adına, acılar, sevgiler ve umutlar adına ortaya koyduğu eserlerle gücünü, enerjisini koruyor. Bu bağlamda, Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri de tiyatro sanatına katkılarıyla anlamlı ve yapıcı bir duruş sergiliyor.

Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü

Dr. Dikmen Gürün: “Beni onurlandıran çok kıymetli bir ödül çağdaş tiyatromuzun yolunu aydınlatan Muhsin Ertuğrul adına verilen bu özel ödül. Bir öncüdür Muhsin Ertuğrul. Düşüncenin gümrük denetçilerine karşı hayatı boyunca mücadele eden bir sanat insanıdır. Baskıcı yöntemlere hiçbir zaman ödün vermemiş ve tiyatroyu yazarıyla, oyuncusuyla, tasarımcısıyla, eğitimcisiyle, eleştirmeniyle bir bütün olarak ele almış bir sanat insanıdır. Bir düşünür, bir usta, bir hoca ve yaman bir kritiktir.  Bizler Muhsin Ertuğrul’un aydınlattığı yolda ilerliyoruz.”

Dikmen Gürün Kimdir?

Dikmen Gürün, tiyatro üzerine lisans ve yüksek lisansını Amerika Birleşik Devletleri’nde, doktorasını Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tiyatro Kürsüsü’nde tamamladı. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. 2000’de Bölüm Başkanı oldu. Halen Kadir Has Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Tiyatro Bölümü’nde öğretim üyesidir. 1993-2013 yılları arasında İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) Tiyatro Festivali Direktörü olarak görev yaptı. İki yıla yakın bir süre İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetmeni olarak çalıştı. Tiyatro üstüne kitapları vardır. Çeşitli yurt içi ve yurt dışı sempozyumlara sunumlarıyla katılmış ve bildirileri yayımlanmıştır. Aynı şekilde, yerli ve yabancı kitaplarda bölüm yazarlığı yapmıştır. Cumhuriyet Gazetesi’nde ve çeşitli sanat dergilerinde yazmaktadır.  Alanında pek çok ödül sahibidir. Son olarak 2014 yılında İKSV Tiyatro Festivali Onur Ödülü ve 2016’da Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’nü almıştır.

 

 

Comments

comments

Yorum yok

Sorry, the comment form is closed at this time.