HomeSöyleşiSöz tiyatro izleyicisinde: ‘Boş vakti evde geçiriyoruz’

Söz tiyatro izleyicisinde: ‘Boş vakti evde geçiriyoruz’

Hazırlayanlar: Yiğit Gündöndü, Zeynep Yılmaz

Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün 1961 yılında aldığı bir kararla 27 Mart, Dünya Tiyatrolar Günü olarak kabul edildi. O gün bu gündür her yıl 27 Mart bir Tiyatro Bayramı olarak kutlanıyor.

Türkiye’de de öyle…

Her 27 Mart’ta önce ilkini Türk tiyatrosuna adını altın harflerle yazan Muhsin Ertuğrul’un hazırladığı, sonraki kuşakların geleneği devam ettirdiği bir bildiri okunur; ardından da o gün seyirciye kapılar ardına kadar açılır…

Çünkü tiyatro insanı, insanla, insanca buluşturan, kökleri milattan öncesine uzanan dünyanın en eski sanat dallarından biri. Türkiye’de ise tiyatro varlığını uzun yıllar devlet desteğiyle sürdürdü. Son 20 yılda özel tiyatro sayısının yadsınamaz artışı, seyirci sayısına ufak yüzdelerle de olsa katkı sağlasa da izleyici sayısı hala özlenen seviyeye ulaşamadı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2016 verilerine göre 80 milyonluk nüfusun yalnızca yaklaşık 6 milyonu (5 milyon 853 bin 445) tiyatrodan vazgeçmiyor.

Uluslararası Tiyatrolar Birliği’nin çabaları sonucu 1961 yılından beri 27 Mart’ta kutlanan Dünya Tiyatrolar Günü’nde, bizler de mikrofonlarımızı tiyatronun en önemli figürlerine, yani eğitimcisine, oyuncusuna ve seyircisine uzattık. Görüştüklerimiz genel olarak özel tiyatroların yüksek fiyat tarifelerinden, devlet tiyatrolarının ise yeterli kalitede olmamasından şikayetçi. Diğer yandan yoğun çalışma hayatından ötürü sosyal aktivitelere vakit ayıramayanların sayısı da bir hayli fazla.

Örneğin Kadıköylü esnaf Osman Derin “Tiyatroya gidecek zamanım yok!” diyor, “Eskiden eş, dost bir araya gelir topluca tiyatroya giderdik. Şimdi gerek zamanımızın olmaması, gerek maddi şartlar gereği kısıtlı boş vaktimizi evde geçirmeyi tercih ediyoruz.”

Devletin sanata gerekli yatırımı yapmadığı, bu nedenle popüler kültürde toplumun beğeni anlayışının absürt komedilerden ibaret olduğundan yakınanlar da var. Mesela özel bir kurumda satış temsilcisi olarak çalışan Zeynep Keskin “Sık sık tiyatroya giderim, eşimi ikna edebilsem daha da çok gideceğim” diyor. Keskin özel tiyatroları tercih ettiğini belirtip ekliyor: “Fakat bir basitleşme görüyorum. Sadece tiyatroda değil sinemada da başka konularda da. Mesela absürt komediler çok tutulur hale geldi. Tiyatrocuları suçlamıyorum, genel bir yorum bu.”

Üniversite öğrencisi Altan da zamansızlıktan yakınanlardan, yine de fırsat buldukça tiyatroya gittiğini söylüyor: “Eskiden haftada bir giderdim, şimdi ancak ayda bir.” Ekonomik nedenlerden ötürü devlet tiyatrolarını tercih eden Altan’ın tiyatronun gelişimi ve değişimiyle ilgili yorumları ise dikkat çekici: “Cumhuriyetin kuruluşundan sonra yapılan yatırımlar son 15-20 yılda yapılmıyor. Bütçelerde ciddi düşüşler var. Oyuncular para kazanamıyor, onlar kazanamayınca sektörde gelişemiyor haliyle. Özel sektörde yüksek fiyatlardan ötürü el yakıyor.”

Kadıköy sokaklarında sesine kulak verdiğimiz bir diğer kişi emekli muhasebeci Pakize Hanım oldu. “Tiyatroyu çok seviyorum, ayda iki kere gidiyorum, tiyatro demek hayat demek” diyor. O da bilet fiyatları nedeniyle devlet tiyatrolarının tercih edenlerden. “Ülkemizde tiyatro salonları göze batar oldu, kapatılmak isteniyor. Gelişeceğimize geri gidiyoruz. Operaya baleye önem verilmesini, sizin gibi gençlerin bu konuda çalışmalar yapmanızı rica ediyorum” diye ekliyor.

Seyirciye mikrofon uzatmışken, bir tiyatrocuya kulak vermemek, Dünya Tiyatrolar Günü’nü kutlamamak olmazdı. Genç tiyatrocu Korhan Karabal sorularımızı içtenlikle yanıtladı. Karabal, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Tiyatro bölümünden mezun. İstanbul’dan örnek veriyor Korhan Karabal ve diyor ki; “İstanbul gibi bir metropolde yaklaşık 200.000 tiyatro seyircisi var. Bu sayı ne yazık ki çok düşük.” İlginin azalmasını temellendirdiği sebepler halkın söyledikleriyle çok fazla benzerlik içeriyor. İnsanların sosyal aktiviteye vakit ayıramadığına değiniyor. Ülkenin politik atmosferinin insanları evine bağımlı yaptığını ve dışarı çıkıp sosyal aktivitede bulunmadıklarını da belirtiyor. Özel Tiyatro-Devlet Tiyatrosu kıyaslamasında ise her ikisine de ilgi olduğunu fakat tiyatro salonu sayılarının yetersizliğinden yakınıyor. Devlet tiyatrolarındaki kalite eksikliği ise tıpkı seyirci gibi onun da gözünden kaçmamış. Fakat Korhan Karabal umutsuz değil. Bu işe gönül verenlerin ve aktif görev alanların bazı şeyleri değiştireceğine inancı tam.

Tiyatrolardaki biletli seyirci sayısı yetersiz bulunsa da tiyatro severlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. İstatistiki veriler bunu ortaya koyarken, röportajlar ise bu sayının artmasının son derece mümkün olduğunun sinyallerini veriyor. Bu durumun etmenleri arasında oyun ve oyuncuların yetersizliği ve bilet fiyatları en önemli etmenler arasında. Görünen o ki, tiyatroyu tiyatro severlerle buluşturmanın yolu oyuncular başta olmak üzere, tiyatroya emek veren herkesin çuvaldızı kendine batırıp “Tiyatroya talebi arttırmak için ne yapılmalı, nasıl yapılmalı?” sorusuna cevap bulmasından geçiyor.

Comments

comments

Yorum yok

Sorry, the comment form is closed at this time.