HomeRöportajUzman görüşü: Fransa, AB ve Türkiye’yi neler bekliyor?

Uzman görüşü: Fransa, AB ve Türkiye’yi neler bekliyor?

Fransa’da Cumhurbaşkanı’nın belirleneceği ikinci tur seçimler yaklaşırken seçimin sonuçlarını ve Türkiye’ye etkilerini Kadir Has Üniversitesi hocalarından Dimitrios Triantaphyllou Cibali Postası için değerlendirdi.

Fransa, bir seçimin eşiğinde. Yarı-başkanlık sistemi ile yürütülen Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 23 Nisan günü yapıldı. Anketlerin de söylediği gibi ilk turda hiçbir aday %50’nin üzerinde oy alamadı ve en çok oy alan iki aday olan bağımsız Emmanuel Macron ve aşırı-sağ Milli Cephe partisinin başkanı Marine Le Pen ikinci tura katılmaya hak kazandı. Adaylardan Macron, 39 yaşında ve hiçbir siyasi partinin desteğini almıyor. Daha önce seçimle bir göreve gelmemiş olan Macron, eski bir Sosyalist Parti üyesi ve Ekonomi Bakanı. Le Pen ise, siyasette yıllardır aktif görev yapan ve aşırı-sağ, Avrupa Birliği karşıtı ve dışlayıcı fikirleriyle meşhur Milli Cephe’nin başkanı.

Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dimitrios Triaphyllou Fransa seçimlerini şöyle değerlendirdi.

Size ilk turun sonuçları beklendiği gibi miydi?

Evet sonuçlar beklendiği gibiydi. Seçim gecesi Fransız yorumcular televizyonda ilk defa seçim öncesi anketlerin doğru sonuç verdiğini söylediler. Aslında hem anketlerin gösterdiği, hem de seçim gecesi olanlar bize iki şey söylediler. Bir, onlarca yıldır Fransa siyasetinde olan iki partinin adayları ikinci tura yükselemediler. Ve ikinci olarak, Macron anketlerin söylediği gibi Le Pen’i geçti, bu iki isim ikinci tura kaldı ve bu iki isim de Fransa’nın ana akım partilerinden gelmiyorlar. Bu Fransa’da bir ilk. Hatta Macron, bağımsız bir aday. Bu demek oluyor ki, seçmenin içinde ana akım partilere karşı kaynayan bir hoşnutsuzluk hissi var. Hoşnutsuzluk Sosyalist Parti için çok daha görünür bir durumdaydı, zira Sosyalist Parti adayı oyların sadece %6’sını alabildi, ki bu tamamen bir başarısızlıktır. Eğer merkez –sağ siyaset güden Cumhuriyetçi Parti’nin aday Hamon’un skandalları olmasa idi, aslında ikinci tura kalabilirdi. %20 alarak üçüncü oldu. Hamon geçen sene yapılan anketlerde birinci gösteriliyordu ama hakkında çıkan karısına ve kızlarına, kampanyada çalışmadıkları halde, devlet bütçesinden para verdiği iddiaları bu kampanyayı bitirdi.

Sizce Macron, Le Pen karşısındaki muhalefeti birleştirip Fransa’nın en genç cumhurbaşkanı olmayı başarabilecek mi?

Bana kalırsa biraz zor bir durumda. Çünkü bana kalırsa ikinci turu fazla çantada keklik gibi görüyor. Anketler gelmeye devam ediyor, ve son ankette %61 almış görünüyordu. Bu açıdan bakıldığında; evet, yüzdeye sahip. Kaybeden Sosyalist Parti adayı, seçim gecesi yaptığı basın açıklamasında ikinci tura kalan adaylardan hangisini destekleyeceği sorulunca, çok emin bir şekilde Macron’u destekleyeceğini söyledi. Ve söylediği şey çok önemli idi, “Macron gibi siyasi bir rakip ile Le Pen gibi bir cumhuriyet düşmanı arasında çok büyük fark var” dedi. Ve bu da Macron’a oy verecek bir sürü insanın asıl motivasyonu olacak. Bu Fransa’daki 5. Cumhuriyet’i koruma kavgası ve Le Pen’in temsil ettiği her şey buna karşı durumda. Aynı zamanda dördüncü aday Melenchon, ki kendisi %20’ye yakın bir oy aldı, seçim gecesi kimi desteklediğini açıklamayarak büyük bir risk aldı ve bence siyasi bir hata yaptı. Şimdi onun destekçilerini de üç seçenek bekliyor; seçime gitmemek, boş oy kullanmak ya da Macron’u desteklemek.

Bu seçimi bir cumhurbaşkanlığı seçiminden ziyade AB’nin, mülteci sorununun ve Avrupa değerlerinin oylandığı bir referandum olarak görebilir miyiz?

Bu seçim çok önemli çünkü her şeyden önce Fransa seçimi. Fransa, Almanya ile birlikte, Avrupa’nın çekirdeğinde olan iki ülkeden biri oldu. Ve hatta bugün bile, her şey 1950’de Fransa’daki Schuman Doktrini ile başladı, oradan Almanya’ya geçti ve Avrupa Birliği böyle oluştu. Bugün, Almanya daha güçlü görünüyor olsa bile, Fransa ile anlaşmadan Avrupa Birliği ile ilgili bir adım atması imkansızdır. Bu yüzden de bu seçimler çok ilgi çekiyor. Fransa’daki seçimin yapısına gelince; bu bir plebisite dönüşmüş olabilir, ama bunu sadece Fransa’da görmüyoruz. Kendi ülkeni, Fransa’yı, senin ülken için olan planlarını ve vizyonunu tanıtmak ve onaylatmak yerine, aşırı-sağ görüşü güçten uzak tutmak için bir seçim yapıyorsun, bu bir problem demektir. Aynısını Hollanda’da da gördük; seçim kazanmak üzere değil, ırkçı lider Wilders’ı hükümet kuramayacak bir oyda bırakmak üzerine idi, keza Avusturya’daki Cumhurbaşkanlığı seçiminde de solcu aday çok küçük bir farkla kazandı. Bu sorun Avrupa’nın bir an önce çözmesi gereken bir sorundur. Ve bence şu anda bir fırsat penceresi aralanmış durumda, belki de son fırsat bu olacak. Macron’un 7 Mayıs’ta ikinci turu kazanıp başkan olması ve de Haziran’da yine Fransa’daki parlamenter seçim de çok önemli olacak. Almanya’daki genel seçimi de Schulz’un veya Merkel’in kazanması, Avrupa Birliği fikri açısından çok bir şey değiştirmeyecek. O yüzden Fransa’daki bu seçimi Macron kazanırsa, Avrupa’nın geleceği yükselen aşırı-sağı dizginlemek değil, Birliğin ve ülkelerin geleceği için fikirleri ve vizyonları yarıştırmak olacak.

Bence Macron, kendisi Fransa vizyonunu çok net çizdi. Sadece Fransa değil, “Avrupa Birliği’ndeki Fransa” olgusunu bize yansıtıyor. Bunu kullanılan afişlerde bile görebilirsiniz. İlk turun sonuçları açıklandığından Macron halka seslenirken ellerde Fransa ve Avrupa Birliği bayrakları birlikte dalgalanıyordu. Macron’un sunduğu gelecek bu. Aynı zamanda, Macron siyasette yeni bir yüz. Eskiden Sosyalist Parti’de görev almış bir isim, evet, ama 39 yaşında, genç ve siyasete taze kan getirebilecek bir kapasiteye sahip.

Ama Le Pen’in popülist hareketini de unutmamak ve küçümsememek lazım. İlk turdan sonra söylemi çokça değişti. Parti liderliğinden, çok geç de olsa, istifa etti. Aşırı dışlayıcı söylemlerini biraz yumuşattı. Başarabilir mi? Çok zor.

Her iki senaryoda da Avrupa Birliği ve Türkiye ilişkileri nasıl etkilenecek?

Yani ilişkilerle ilgili hala devam eden bir süreç var. AB liderleri geçen hafta Malta’da buluştular, Türk Dış İşleri Bakanı da oraya gitti. Türkiye’ye çoğu insanın beklediği kadar karşıt bir tavır almadılar. AB, Türkiye konusunda kendi içinde çok bölünmüş bir durumda. Almanya, Türkiye’ye bir yaptırım uygulanmaması gerektiğini düşünen ülkelerin başını çekti. AB-Türkiye ilişkileri, referandum sonuçları tam anlamıyla uygulanmaya başlanana kadar stabil bir durumda kalacaktır. Bu senaryoda, Avrupa Türkiye’ye karşı hiçbir şekilde “Artık istenmiyorsun” diyemez. Zira Türkiye bir aday ülke, en fazla müzakereler dondurulur ve olay biter. Türkiye idam cezasını geri getirmek ve hatta geçmişe yönelik uygulamak gibi siyasi arenada kullanılan kozları hukuki boyuta çekmediği sürece, AB ile ilişkileri bu şekilde askıda kalacaktır. Kaldı ki Türkiye’nin AB’ye dahil olmaması Türkiye ile AB’nin ilişkilerinin tamamen biteceği manasına da gelmez. Türkiye 1960’lardan beri Avrupa Birliği’ne yüzünü dönmüş durumda ve uzun zamandır da üyelik bekliyor. Bu bir gecede, bir şey yanlış gitti diye, bitirilebilecek bir ilişki değil.

Olası bir Macron iktidarının mülteci krizine karşı tutumu ne yönde olur?

Fransa, bana kalırsa, her daim mülteci kabul eden bir ülke oldu. Sadece Suriye’den değil, Kuzey Afrika’dan da birçok mülteciyi kabul etti. Aslında aşırı-sağın, Le Pen’in, verdiği tepki de buna, artık “beyaz bir Fransa” olmayacağına idi. Fransa’daki tüm liderler, bunu söylerken Sarkozy’yi iki kez düşünebiliriz, her daim rasyonel liderler olmuşlardır. Eğer Almanya mülteci antlaşmasını devam ettirmek ve mültecilerle ilgili bir çözüm bulmak kararını alırsa, Fransa Almanya birlikte hareket edecektir. Fransa, Avrupa Birliği’nin çekirdeğinde yer alan bir ülke. Bu da, mesela Avusturya’nın aksine, çok daha sakin ve geleceği görerek kararlar vermesini gerektiriyor. Aynı zamanda, çekirdeğin etraftakilere yol göstermesi gerekiyor. Avrupa Birliği’nin kabul ettiği çoğu kararda Fransa’nın onayı veya rızası vardır. O yüzden bir Macron hükümetinin şu ankinden çok da farklı davranacağını zannetmiyorum. Fransa’nın şu ana kadarki tüm yöneticileri, ülkenin bir lider ülke hatta rol model olması gerektiğinin farkındalar. Ve liderlik, köprüleri yakmak değil etrafından dolaşıp çözüm aramaktır.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Şu sıralar, medyadan takip edebildiyseniz, yeni bir hareket başlıyor. Özellikle sosyal medya üzerinden, sizler gibi genç insanlar, artan sol veya sağ popülizme karşı bir anti-popülist bir hareket başlatmış durumdalar. Buna çok önem veriyorum. Eğer gençler internetlerinin başından kalkıp harekete geçmeye karar verir ve daha zoru bunu uygulayabilirlerse, Avrupa, Türkiye ve hatta dünyayı çok daha iyi bir gelecek bekliyor demektir.

 

Comments

comments

Yorum yok

Sorry, the comment form is closed at this time.