Tarihsel Süreç: İslam Devriminden Bugüne İran
İran’da günümüzde yaşanan olayları anlamak adına 1979 İslam Devrimi’ne kadar gitmek gerekir. Devrim, Şah Muhammed Rıza Pehlevi’yi devirmeye yönelik başlayan milliyetçi, marksist ve muhafazakar gibi toplumun çok farklı kesimlerinden oluşan bir hareket olarak başladı. Ancak Ayetullah Ruhuallah Humeyni liderliğinde bir araya gelen şii din adamları ve muhafazakar kesim, alt tabakada güçlü bir meşruiyet kazanarak devrim sonrasında iktidarı büyük ölçüde ele geçirdi. Humeyni ile beraber başlayan İslam Cumhuriyetinde halkı kısıtlamalar, ideolojik yönlendirmeler ve akabinde bir baskı rejimi bekliyordu. Mahsa Amini isimli 22 yaşındaki genç bir kızın İran’daki ahlak polisi tarafından başörtüsünü uygun şekilde takmadığı gerekçesiyle göz altına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin ardından 2022’de birçok protesto düzenlendi.
Ekonomik Boyut: Krizin Derinleşmesi
İran’daki 1979 devrimi sırasında 1 ABD doları yaklaşık 70 İran riyaline karşılık geliyordu. 2026’nın başı itibarıyla bu rakam 1,4 milyon riyalin üzerine çıktı. Bu da İran parasının son kırk yılda yaklaşık 20 bin kat değer kaybettiği anlamına geliyor. İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) inşaattan enerjiye, limanlardan telekomünikasyona kadar ekonominin geniş bir bölümünde hâkim olan paralel bir iktidar konumunda. Ekonomik çöküşüsün başlıca sebebi ülkeye yapılan yaptırımlar, yüksek enflasyon ve diplomatik izalasyondan kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin konvansiyonel silah ambargosunu, İran’ın balistik füze programıyla bağlantılı kısıtlamaları, hedefli mal varlığı dondurmalarını ve seyahat yasakları ; Avrupa Birliği’nin benzer sebepli yaptımlarına ek Rusya’nın Ukrayna işgaline yönelik İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı tedarik etmesi sebebiyle yaptırımlar uyguluyor. Yaptırımlar sebebiyle İran, petrol satışını da dolaylı yollarla ve değerinden daha ucuza satmak zorunda kalıyor. Dünya Bankası’na göre İran, “kayıp bir on yıl” yaşadı. Kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasıla, 2011–2020 döneminde yıllık ortalama yüzde 0,6 oranında daraldı. Rapora göre, İranlıların yüzde 40’ı yoksulluğa düşme riski taşıyor; yani yakın gelecekte yoksul hâle gelme olasılıkları beşte birden fazla. Bu oran, 2011’e kıyasla 10 puanlık bir artış anlamına geliyor. Dünya Bankası, İran’ın kamu maliyesindeki açıkları ve bütçe eksiklerini sıklıkla piyasaya daha fazla para sürrek kapattığını söylüyor. Bu durum zaten kronik enflasyonun olduğu bir ortamda yapılabilecek en kötü hamlelerden biri. Bunun sonucunda hane halkları ve şirketler birikimlerini dolara ve mala yönlendiriyor. Bu eğilim riyal üzerindeki baskıyı artırıyor ve kurdaki düşüşlerin kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşmesine yol açıyor.
Protestoların Çıkışı: Büyük Çarşıdan Ülke Geneline İsyan
Başkent Tahran’da Büyük Çarşı esnafı 28 Aralık’ta kötüleşen ekonomik koşullar ve riyalin döviz kuru karşısında değer kaybetmesi yüzünden kepenk kapatarak greve başladı. Bu protesto, İran’ı saran kalıcı hiperenflasyon nedeniyle ülkenin para birimi riyalin dolar karşısında rekor seviyede değer kaybetmeye devam etmesiyle gösterilerin süreceğine işaret eden son gelişme oldu. Protestoların, ülkenin 31 eyaletinin 27’sinde, 250’den fazla noktaya yayıldığı kaydedildi. İran’daki çatışmalar her geçen gün şiddetini artırırken İran Hükümeti dış dünyayla iletişimini interneti kısıtlayarak neredeyse tamamen kesti. Hükümetin protestoculara karşı gerçek mermi kullanması sonucu yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Buna ilişkin olarak İran’da İnsan Hakları (IHR) adlı Norveç merkezli bir sivil toplum kuruluşu, “bazı tahminlere göre 6.000’den fazla” kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Devam eden internet kısıtlamaları gerçek ve güncel verilere erişimi neredeyse imkansız hale getiriyor.

Protestolarda kadınların yeri
Özellikle Mahsa Amini’nin ölümünden sonrası başlayan gösterilerde kadınlar, başörtülerini çıkarmaları, saçlarını kesmeleri ve kamusal alanda görünür bir direniş sergilemeleriyle devletin kadın bedeni ve yaşam tarzı üzerindeki denetimine doğrudan meydan okudu. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganıyla başlayan tarihsel birikim, bugün rejimin simgesel temellerini sarsan bir meydan okumaya dönüşmüş durumda.
Hükümet söylemleri
İran hükümeti, protestoların barışçıl başladığını ancak sonrasında “İsrail ve ABD destekli teröristler” tarafından yönlendirildiğini savunuyor. İnternet kısıtlaması için de Al Jazeera kanalına konuşan İran Dışişleri Bakanı Arakçi, “emirlerin ülke dışından geldiğini anladıktan sonra” başlandığını söyledi. İran Başsavcısı Muhammed Muvahhidi, protestolara katılan herkesin cezası idam olan “Allah’ın düşmanı” olarak suçlanacağını açıkladı.
ABD ve İsrail müdahalesi
İran’daki İnsan hakları gözlemcilerinin İran’da yaklaşık 2.000 kişinin öldürüldüğünü açıklamasının ardından ABD Başkanı Donald Trump, protestoculara tam destek açıklaması yaptı. Trump’ın sahibi olduğu Truth Social platformunda, “İranlı yurtseverler, protestoya devam edin. Sizin olan kurumları ele geçirin,” diye yazdı. “Katillerin ve tacizcilerin isimlerini saklayın. Büyük bir bedel ödeyecekler. Göstericilerin anlamsızca öldürülmesi durana kadar İranlı yetkililerle tüm toplantıları iptal ettim. Yardım yolda.” açıklamaları yapıldı.
İsrail Devlet Başkanı Benjamin Netanyahu, “İsrail, onların özgürlük mücadelesini destekliyor ve masum sivillerin toplu katliamını şiddetle kınıyor” ifadelerini kullandı. “Pers ulusunun yakında zulümden kurtulacağını” savunan Netanyahu, o gün geldiğinde İsrail ve İran’ın yeniden sadık ortaklar olacağını söyledi.
Veliaht Prens Pehlevi’nin açıklamalarının İran’daki meşruiyeti İslam Devrimi ile 1979’da tahtan indirilen İran’ın son Şah’ı Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu 65 yaşındaki Rıza Pehlevi ailesi ile beraber uzun yıllardır sürgün hayatı yaşıyor.
Prens Pehlevi’nin açıklamaları İran’ın gördüğü en büyük protesto olayları sırasında en dikkat çeken açıklamalardan oldu. ABD’de yaşayan Pehlevi, sosyal medya üzerinden yayımladığı mesajlarda rejimin “yıpranmış ve kırılgan baskı aygıtının” çökeceğini savunuyor, İslam Cumhuriyeti’nin sona ermesi çağrısı yapıyor. Son mesajlarından birinde, “İslam Cumhuriyeti’ni ve onun baskı mekanizmasını tamamen diz çöktüreceğiz” ifadelerini kullandı. Protestolara katılımın çok ve çeşitli gruplar tarafından olması sebebiyle mevcut koşullarda Pehlevi’nin İran toplumundaki karşılığını ölçmek oldukça zor. Sosyal medyada paylaşılan bazı videolarda “Şah çok yaşa” sloganları duyulurken, geniş bir kesimin sloganlarının hâlâ “Diktatöre ölüm” gibi daha genel ve sistem karşıtı bir çizgide olduğu görülüyor. Bu sloganlar doğrudan İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’i hedef alıyor. Pehlevi’nin, 2023’te İsrail ziyareti ve Netanyahu ile görüşmesi, ayrıca Batı’nın askeri müdahalelerine destek veren tutumu, İran içindeki bazı çevrelerce meşruiyetinin sorgulanmasının en büyük nedenlerinden.

Protestolar sonrası Avrupa Birliği-İran ilişkileri
Avrupa Birliği (AB), İran’daki protestoların şiddetle bastırılmasının ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu AB’nin terör örgütleri listesine alma kararı aldı. Kararı duyuran AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, “Baskı cevapsız kalamaz” diyerek, Devrim Muhafızları’nın El Kaide ve IŞİD gibi cihatçı örgütlerle aynı kategoride değerlendirileceğini bildirdi. AB’nin bu kararı sonrası açıklama yapan İran Dışişleri Bakanlığı AB’nin yaptığı bu hamleyi “bir gösteri” ve “büyük bir stratejik hata” olarak nitelendirdi. İran Dışişleri Bakanlığı bu yaptırımlar üzerine, AB üyesi ülkelerin hava ve deniz kuvvetlerinin “mütekabiliyet” ilkesi gereği terörist ilan edilmesiyle ilgili bir bildiri yayımladı.
ABD-İran nükleer görüşmeleri
İran’ın nükleer programındaki kritik yükseliş sonrasında ve 2025 haziranında yanan askeri çatışmalar sonrasında ABD-İran diplomatik süreç Umman’ın arabuluculuğunda yeniden canlandı. Görüşmeler ilk olarak 6 şubat Muskat’ta bir araya gelerek temasların sürdürülmesi konusunda mutabakata vardı. Daha sonra görüşmeler 17 Şubat’ta Cenevre’de devam etti. Görüşmelerdeki öne çıkan başlıklar özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme oranı ve yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunun durumu oldu. ABD yönetiminin diplomasi için son şans olarak nitelediği ve 26 Şubat’ta üçüncü turu gerçekleştirilecek olan bu kritik zirve, bölgedeki askeri hareketliliğin gölgesinde, topyekûn bir savaşı önlemek adına en somut diplomatik çıkış yolu olarak görülüyor.
Üniversitelerde yeni dönem protestoları
Ocak ayında yaşanan ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği protestolar sonrasında üniversitelerde eğitime ara verilmesinin ardından yaklaşık bir aylık gecikmeyle İran’da 21 Şubat itibariyle üniversiteler yeni döneme başladı. Tahran’daki Şerif Teknoloji Üniversitesi olmak üzere, Meşhed ve diğer büyük kentlerdeki kampüslerde kitlesel eylemler yeniden başladı. Öğrenciler “Özgürlük” ve hükümet karşıtı sloganlarla sokaklara döküldü. Bazı kampüslerde güvenlik güçleri ve rejim yanlısı gruplarla yer yer çatışmalar yaşandığı bildirildi. Human Rights Activists News Agency’nin araştırmasına göre ocak ayındaki protestolarda en az 7015 kişi öldü. İran Hükümetinin açılamasında ise can kaybının 3117 olarak kayda geçildi.
İran’daki Kürt örgütlerinden hükümet karşıtı ittifak
İran’da faaliyet gösteren Kürtlerin önde gelen beş örgütü Tahran’daki yönetime karşı “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” adıyla bir ittifak kurduklarını 22 Şubat’ta yapılan basın toplantısında duyurdu. İttifakta Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) yer alıyor. Türkiye ve İran’ın “terör örgütleri” listesinde bulunan PJAK için Ankara, örgütün PKK’nın İran kolu olduğunu savunuyor. Koalisyonun temel hedefleri “İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi.” olarak açıklandı.
Gelecekteki Olası Senaryolar:
1.Senaryo: statükonun devamı
Öne çıkan senaryolardan biri mevcut siyasi yapının baskısını artırması. Devrim Muhafızları (IRGC) ve Besic güçlerinin tam kapasite sokağa inerek halka ateş açması ve internetin tamamen kesilmesi iktidarın baskısını artırdığını gösteren en büyük unsurlar. Ayrıca iktidar tarafından yapılan açıklamalarda protestocuların artık memnuniyetsiz vatandaşlar olarak değil, bir “düşman projesinin” ajanları olarak görülmesinin, daha büyük bir güç kullanımının önünü açabileceğine yönelik endişeler mevcut. Ancak 2026 yılındaki ekonomik tablo, geçmişteki isyanlardan çok daha kırılgan. Bu senaryoda rejim ayakta kalsa bile, sürekli bir “patlamaya hazır öfke” ve kuşatılmışlık hissiyle yönetme kabiliyetini yitirebilir.
2. Senaryo: Kontrollü reform
Protestoların tüm eyaletlere yayılması ve özellikle petrol sektörü gibi kritik alanlarda genel grevlerin başlaması, devlet aygıtının işlemez hale gelmesine yol açabilir. İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan gibi daha ılımlı figürlerin, rejimin devamlılığını kurtarmak adına sınırlı ancak somut reformlarla halkı yatıştırmak isteyebilir. Özellikle kadınların üzerindeki giyim baskısını kalkması ve “ahlak polisi”nin lağvedilmesi gibi reformist hamlelerle iktidar, köklü değişikliler yerine sistem içi çözüm arayışına yönelebilirler. Ancak her alanda etkisini sürdüren Devrim Muhafızları’nın çıkarlarını tehdit eden her türlü reform girişimine karşı göstereceği direnç, sistem içi bir dönüşümü imkansız hale getirebilir.
3.Senaryo: Pehlevilerin yönetime dönüşü
Trump yönetiminin “İran halkın yanındayız” mesajları ve sürgündeki Veliaht Prens Rıza Pehlevi’nin “geçiş lideri” olarak öne çıkması, bu senaryonun temelini oluştuyor. ABD ve İsrail gibi müttefiklerinin desteğiyle Pehlevi’nin bir “Ulusal Geçiş Konseyi” kurması ve rejimin çöküşü anında ülkeye dönerek seçimlere kadar liderlik etmesi planlanabilir. Ancak Trump’ın, Veliaht Prensi hakkında “İyi birine benziyor ama kendi ülkesinde nasıl bir performans sergileyeceğini bilmiyorum. Ve henüz o noktada değiliz.” sözleri bu olasılığın gerçekleşme ihtimalinin tartışmalı olduğunu gösteriyor.
4.İslami rejimin çöküşü
İran’da sokakları dolduran öfkeli kalabalık gün geçtikçe kontrol edilemez bir hale gelirken eylemlerin stratejik üretim merkezlerine sıçraması, İslam Cumhuriyeti’nin kurumsal omurgasında ciddi çatlaklar oluşturmaya başladı. Özellikle alt kademe asker ve polislerin, kendi halkına karşı silah kullanma emrini reddederek saflarını değiştirmesi, teokratik sistemin (Velayet-i Fakih) koruma kalkanını tamamen ortadan kaldırabilir. Bu domino etkisi, sadece bir hükümet değişikliğiyle sınırlı kalmayıp 1979’dan beri süregelen anayasal düzenin kökten yıkılmasına ve laik-demokratik bir sistem arayışına kapı aralayacaktır. Ancak böylesi radikal bir değişim sonrasında muhalefet kanadı gerekli liderlik ve organize ilerlemeyi sağlayamazsa ülkenin etnik ve ideolojik farklılıklar doğrultusunda parçalanma ve Suriye benzeri bir iç savaş sarmalına sürüklenmesi en ciddi tehdit olarak öne çıkmaktadır.
İran’da yaşanan protestolar yalnızca ekonomik çöküşe karşı bir hareket değil rejim ve toplum arasında yıllardır biriken gerilimin bir portresidir. İnternet erişiminin büyük ölçüde kesilmesi, İran içindeki gelişmelere ulaşmayı engelliyor ve protestocuların kararlarını değerlendirmeyi zorlaştırıyor. Önümüzdeki süreç bu krizin bir reform sürecine mi yoksa daha derin bir çatışmaya mı evrileceğini belirleyecek.

Orta Doğu’da Yeni Kriz
Viyanada Şubat 2026’da başlayan nükleer müzakereler sonrası onlarca yıldır düşman olan ABD-İran ikilisi arasında diplomasisinin tekrar canlanması beklenirken, 27 Şubat gecesi ABD İran’ın nükleer programında eşiği geçtiğini ve Batı ülkeleri için bir tehdit oluşturduğu gerekçesiyle İsrail ile eşgüdümlü şekilde İran üzerine askeri operasyon başlattı. ABD tarafından yapılan açıklamalarda saldırıların ülke genelindeki askeri noktaları, istihbarat merkezlerini ve hükümetle bağlantılı tesisleri hedef aldığı bildirildi. Operasyonların ilk dalgasında konutuna yapılan saldırıyla İran ruhani lider Ayetullah Ali Hamaney ve eşi öldürüldü. Ardından düzenlenen hava saldırılarında İran İstihbarat Bakanı İsmail Hatip ve Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’nin öldürüldüğü doğrulandı. Bu gelişmeler İran yönetimi açısından büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor. Siyasi belirsizliğin ortasında, Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in babasının halefi olarak yeni dini lider makamına geçti. Mücteba Hamaney’in mevcut baskıcı ve dini rejimi devam ettirmesi bekleniyor. Sivil kayıplarsa gün geçtikçe artıyor. İran makamlarına göre ölü sayısı 1.348’i, yaralı sayısı ise 17.000’i aşmış durumda. İran yapılan saldırılara misilleme olarak Körfez ülkelerindeki (Katar, BAE, Suudi Arabistan) enerji tesislerini,ABD üs ve elçiliklerini hedef almaya devam ediyor. İsrail ise İran destekli olduğunu iddia ettiği Hizbullah hedeflerine yönelik operasyonlarını sürdürürken Lübnan’a yönelik saldırılarını tekrarladı. İsrail özellikle ülkenin başkent Beyrut’a ulaşan güney bölgesinde saldırılar düzenliyor.








