Cornell Üniversitesi araştırmacıları, canlı mantar dokularını elektronik sistemlerle birleştirerek kendi kendine karar verebilen “biyo-hibrit” robotlar üretti. Bilim kurguyu gerçeğe dönüştüren bu teknoloji, en zorlu koşullarda bile hayatta kalabilen yeni nesil makinelerin habercisi.
Bir gün birisi yanınıza gelip, “Bahçedeki mantarları bilgisayarıma bağladım ve eskisinden çok daha iyi çalışıyor,” dese inanır mıydınız?
Cornell Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Dr. Rob Shepherd ve araştırmacı Dr. Anand Mishra liderliğindeki ekip, canlılar ile makineler arasındaki aşılmaz sanılan o kızgın nehre adeta bir köprü inşa etti. Mantarlar ve elektronik devrelerin bir nevi “çocuğu” olan bu robotlar, birçok işlevi cansız metal yığınlarından çok daha etkili bir biçimde yerine getiriyor. Adeta yaşayan bir organizma gibi çevresini algılıyor ve anlık, çok daha doğal tepkiler verebiliyor.
Devre Kartından Miselyumlara
Cornell araştırmacıları, organizmaya hiçbir zarar vermeden mantarların adeta “nabzını okumayı” başardı. Kök yapıları olan miselyumların ürettiği doğal elektrik sinyallerini, hiçbir veri kirliliğine yol açmadan, robotu yönlendirecek dijital 1 ve 0’lara dönüştürdüler. Shepherd ve ekibi, elektrotlarla donatılmış küçük odacıklara miselyumları yerleştirdi. Daha sonra bu biyolojik sistemi iki ayrı robota bağlayarak, hareket temposunu tamamen mantarın belirlemesine izin verdi. Miselyumların elektronik aksama entegre edilmesiyle, biyo-hibrit makinenin çevreyi doğrudan hissetmesi sağlandı. Şu an için robotu harekete geçirecek çevresel girdi olarak “ışığı” (çünkü mantarlar ışıktan kaçar) kullanan ekip, gelecekte bu sistemin kimyasal maddeleri algılamak için de kullanılacağını belirtiyor.

“Metal Neyinize Yetmedi?”
Peki ama neden mantar? Dr. Mishra’ya göre miselyum, geleneksel bir elektronik devreye kıyasla inanılmaz avantajlara sahip. Son derece dayanıklı olan bu biyolojik yapılar; buzullarda, tuzlu sularda ve hatta radyoaktif alanlar dahil olmak üzere dünyadaki en zorlu ve ölümcül koşullarda bile hayatta kalabiliyor. Doğanın ve mühendisliğin bu tuhaf birleşiminden doğan robotlardan biri yumuşak bacaklarıyla bir örümceği andırırken, diğeri ise tekerlekleri üzerinde yuvarlanarak hareket ediyor. Görünen o ki, teknolojinin geleceği sandığımızdan çok daha “canlı” olacak.
Peki Bunlar Gerçek Dünyada Ne İşe Yarayacak?
Bu teknoloji birçok alanda ezber bozma potansiyeline sahip. Örneğin, bir gün hantal akıllı saatlerinizin yerini, cildinizle muazzam bir uyum sağlayan mantar tabanlı giyilebilir sensörler alabilir. Bu biyolojik arayüzler, stres seviyenizi veya hastalık belirtilerini anında okuyup durum kritik bir eşiğe gelmeden doktora görünmenizi sağlayabilir. Bir diğer senaryo ise çiftçilerin yüzünde güller açtıracak cinsten: Tarlanızdaki toprağı analiz edip ne tarz gübre kullanmanız gerektiğini ya da neyi yanlış yaptığınızı anında söyleyen mantar tabanlı biyosensörler… Yani bir nevi, bitkilerinizle konuşup onların dertlerini size tercüme eden canlı bir tarım bekçiniz olabilir. İşin boyutunu biraz daha uç noktalara taşıyalım: Olası bir radyasyon sızıntısında ya da yeni bir “Çernobil” senaryosunda, kimyasallarla ve nükleer atıkla dolu bir tesise arama kurtarma görevine girenlerin biyo- hibrit mantar robotlar olduğunu düşünün. Sıradan elektronik devrelerin saniyeler içinde iflas edeceği o ölümcül şartlara dayanabilen bu melez makineler, gelecekte pek çok hayatı kurtarabilir.








