Son yıllarda dünya siyaseti sadece aktörler üzerinden değil, kullanılan dil üzerinden de dönüşüyor. Siyasetin tonu sertleşiyor ve söylemler keskinleşiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise popülizm var.
Peki popülizm tam olarak neyi ifade ediyor?
Akışkan bir kavram: Popülizm nedir?
Kadir Has Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Fulya Hisarlıoğlu’na göre popülizm, sabit bir ideoloji değil; hatta akışkan bir kavram. Sağ veya sol ideolojilere eklenerek şekillenen bu yaklaşım, bazen bir ideoloji, bazen bir söylem biçimi, bazen de doğrudan bir siyasi strateji olarak karşımıza çıkıyor.
Fakat iki farklı görüşün ortak bir noktası var:
Popülizm, siyaseti ahlaki bir karşıtlık üzerinden kuruyor: yozlaşmış elitler, bastırılmış halka karşı. Popülizm tam da bu noktada halkın sesinin kısılmasından besleniyor.
Belirsizlik çağında yükseliş
Popülizmin yükselmesi tesadüf eseri değil.
Günümüz dünyası; pandemi sonrası ekonomik dalgalanmalar, savaşlar, göç krizleri, iklim değişikliği ve enerji sorunlarıyla şekillenen çok katmanlı bir belirsizlik hali içerisinde. Hisarlıoğlu’na göre bu durum bireylerde bir “gelecek kaybı hissi” yaratıyor.
İnsanlar artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda varoluşsal bir güvencesizlikle karşı karşıya. Siyasetin atmosferi de bu ortamda değişiyor. İnsanlar belirsizlik yerine netlik ve aidiyet duygusunu istiyor.
Kurumlar zayıflarken siyaset sertleşiyor
Küresel olarak yaşanan krizler kurumların aşınmasına yol açıyor. Uzun yıllar “istikrarın güvencesi” olarak görülen demokratik kurumlar bile artık gücünü kaybediyor. Hisarlıoğlu, özellikle ABD’de Donald Trump dönemiyle birlikte bu aşınmanın arttığını dile getiriyor.
Bu süreçte ortaya çıkan en kritik sonuçlardan biri: Temsil krizi
İnsanlar kendilerini temsil edilmemiş hissettikçe, sistem dışı ve radikal söylemlere yönelme eğilimi artıyor. Popülizm ise buradan gücünü alıyor.
Korku siyaseti ve sağ popülizm
Popülizmin özellikle sağ versiyonu, güçlü bir şekilde korku üzerinden mobilize oluyor.
Göç, güvenlik ve kültürel kimlik gibi başlıklar, belirsizlik ortamında çok daha etkili hâle geliyor, böylece bir “öteki” yaratılıyor. Öteki olarak dışlanan gruplar üzerinden tehdit algısı yaratılıyor. Üstelik bu tehdit sadece o grupları değil, onları destekleyen elitleri de hedef alıyor. Biz ve onlar ayrımı, korku ile daha da derinleştiriliyor.
Karşı hareketler: Umut siyaseti mümkün mü?
Elbette popülizmin yükselişi tek yönlü bir süreç değil. Son dönemde, korku yerine umut vadeden, daha kapsayıcı bir dilin siyasette yavaş yavaş yer kazandığı görülüyor. Hisarlıoğlu, bu yeni söylemler, popülizme karşı bir refleks.
Sol popülizmin daha kapsayıcı bir şekle evrilebileceği ve apolitikleşmeye karşı bir panzehir olabileceği düşünülüyor. Ancak bu sürecin nasıl şekilleneceği hâlâ belirsiz.
Sonuç: Bir kriz değil, bir semptom
Popülizm çoğu zaman bir sorun olarak tartışılsa da aslında daha derin bir krizin sonucu.
Ekonomik eşitsizlikler, temsil eksikliği, aidiyet problemleri ve kurumsal zayıflama devam ettiği sürece, popülist söylemin de varlığını devam ettireceği düşünülüyor.
Popülizmi anlamak, sadece bir siyasi akımı değil; aynı zamanda çağımızın korkularını, beklentilerini ve kırılma noktalarını anlamak demek.








